Hipnozdaki Beyniniz

Hipnozda BeyinHipnoz, tıp ve eğitimdeki karmaşık ve uzun tarihiyle nörologlardan yeniden saygı görmeye başlıyor. Telkine duyarlı kişilerle ilgili son zamanlarda yapılan çalışmalar telkini uyguladıklarında beyinlerinin bilgiyi işlemesinde belirgin bir değişim gösterdiğini belirtiyor. Araştırmacıların söylediklerine göre telkinler insanların gördüklerini, duyduklarını, hissettiklerini ve doğru olduğuna inandıklarını ciddi anlamda değiştiriyor.

Beyin görüntüleme teknikleri kullanılan yeni deneyler hipnotize olmuş insanların olmadığı halde renkleri “gördüğünü” ortaya çıkardı. Diğerleri basit kararlar verme yetilerini kaybetti. Bazı insanları yaygın İngilizce kelimelere baktı ve onların saçma kelimeler olduğunu düşündü. “Algıların beklentilerle değiştirilebilmesi fikri” zihnin araştırılmasında temel bir etken, dedi Michael I. Posner, Oregon Üniversitesinde emekli bir nörolog ve dikkat konusunda bir uzman. “Fakat şimdi gerçekten mekanizmalara varıyoruz”.

Nasıl işe yaradığıyla ilgili az bir anlamayla bile hipnoz 1950’lerden itibaren ağrıyı tedavi etmek için kullanıldı ve son zamanlarda anksiyete, depresyon, travma ve yeme bozukluklarını tedavi etmek için kullanıldı. Fakat hipnotik durumun kesin olarak ne olduğuyla, onun hipnotisti memnun etme çabasından fazlası mı yoksa insanların etraflarına duyarsız olup düşünce içinde kayboldukları doğal bir konsantrasyon durumu mu olduğuyla ilgili hala bir anlaşmazlık var.

Hipnoz, 18. Yüzyılda bir Alman Doktor, Dr. Franz Mesmer açıklanamayan tıbbi problemlerin her türlüsünden ızdırap çeken insanlar için mucizevi bir çare keşfetttiğinde kötü bir başlangıç yaptı. Loş ışıklar ve camdan bir mızıkayla çalınan ruhani bir müzikle beraber sadece kendisinin toplayabildiği görünmeyen bir “manyetik sıvıyla” onlara telkin ediyordu. Böylece mesmerize olmuş insanlar iyileşti. Dr. Mesmer sonunda itibardan düşürüldüyse de onun zihnin bedeni etkilemek için telkinle işlenebileceğini söyleyen ilk kişi olduğunu söylüyor tarihçiler. Bu temel buluşlar hipnoza Yunanca’daki uyku kelimesini veren İngiliz bir göz doktoru olan Dr. James Braid tarafından canlandırıldı. Söylendiğine göre Braid insanlara gözlerini dikip bakarak onları transa alıyordu fakat bunun nasıl işlediğiyle ilgili en ufak bir fikri bile yoktu. Bu  boşlukta hipnoz izleyiciler arasındaki gönüllülerde trans durumu oluşturmak için sallanan altın saatleri kullanan ve onları dans ettiren, şarkı söylettiren veya bir başkasıymış gibi davranmalarını sağlayan ve sadece bir alkışla ve izleyicilerin kahkahalarıyla  uyandırabilen spiritülciler ve sahne sihirbazları tarafından kabul edildi.

Tıbbi ellerde hipnoz gülünecek birşey değildi. 19. Yüzyıl’da Hindistan’daki doktorlar kalça ampütasyonlarında bile anestezi olarak başarıyla hipnoz kullandılar. Uygulama eter keşfedildiğinde gözden düştü. Şimdi Dr. Posner ve diğerleri hipnoz ve telkinle ilgili yeni araştırmaların normal beyin işleyişinin çarkları ve dişlileriyle yeni bir görüş sağladığını söylüyor. Aydınlattığı alanlardan bir tanesi duyusal bilginin işlenişi olabilir. Gözlerden, kulaklardan ve bedenden gelen bilgi beyindeki birincil duyusal bölgelere taşınır. Oradan yorumlamaların meydana geldiği sözde yüksek bölgelere taşınır. Örneğin bir çiçekten zıplayan fotonlar bir kalıba dönüştürüldükleri göze ulaşur ve birincil görsel kortekse gönderilir. Orada çiçeğin takribi şekli tanınır. Kalıp daha sonra daha yüksek – işlev olarak – rengin tanımlandığı bir bölgeye gönderilir ve sonra  çiçeğin kimliğinin o tomurcukla ilgili bilgiyle beraber kodlandığı daha yüksek bir bölgeye. Aynı işleme akışı, aşağı bölgelerden daha yukarı bölgelere, sesi dokunma ve diğer duyusal bilgi için de vardır. Araştırmacılar bu akış yönüne ileribesleme adını verirler. İşlenmemiş duyusal bilgi beynin anlaşılabilir, bilinçli izlenim yaratan tarafına taşınırken bilgi aşağıdan yukarı doğru hareket eder. Her bir duyuya tahsis edilen sinir hücre yığınları duyusal bilgi taşırlar. Şaşırtıcı olan ise diğer yöne, yukarıdan aşağıya, geribildirim adı verilen trafiğin yoğunluğudur. Yukarı bilgi taşıyan liflerden on kat daha fazla aşağı bilgi taşıyan sinir lifi vardır.

Bu geniş geribildirim devreleri bilincin, insanların gördükleri, duydukları, hissettikleri ve inandıklarının nörologların yukarıdan aşağı işleme”ye dayandığı anlamına gelir. Yukarıdan aşağı yapısı birçok şeyi açıklar. Eğer gerçekliğin yapımının bu kadar yukarıdan aşağı işlenişi varsa, bu plaseboların (bir şeker hapı kendinizi daha iyi hissettirebilir), noceboların (bir cadı size kendinizi kötü hissettirebilir), konuşma terapisi ve meditasyonun gücünü anlamlı hale getirir. Eğer yukarısı ikna olduysa, aşağıdakinin hükmü geçersizdir. Bu beyin yapısı tamamen yukarıdan aşağı müthiş bir işleyiş yaratarak teşkinin gerçeklikten üstün gelmesini, hipnozu da açıklar.

Yıllarca yapılan araştırmalara göre Dr. David Spiegel, Stanford Üniversitesin’de hipnozun klinik kullanımını çalışan bir psikiyatr, yetişkinlerin yüzde 10 – 15’inin hipnotize edilebilirliğinin yüksek olduğunu söyledi. Fakat 12 yaşına kadar, yukarıdan aşağı devrelerin olgunlaşmasından önce, çocukların yüzde 80-85’i hipnotize edilebilirliğinin yüksek olduğunu söyledi. Dr. Spiegel her beş yetişkinden birinin hipnoza olabildiğince dirençli olduğunu söyledi. Son zamanlardaki araştırmalardan bazılarında Columbia’da klinik nöroloji asistan profesör olan Amir Raz beyindeki çelişkiyi araştıran bir standart psikolojik test yardımıyla yüksek hipnotize edilebilirliği olan insanlarla çalışmayı seçti. Profesyonel bir sihirbazken dikkatin kaygan doğasını daha iyi anlamak için bilimadamı olan Dr. Raz diğer nörologların yoksayamayacağı “gerçekten etkileyici birşey yapmayı istediğini” söyledi. Stroop testi adı verilen araştırma blok harfleri kırmızı, mavi, yeşil ve sarı renklerde sunuyor. Kişi harflerin rengini tanımlayan bir düğmeye basmak zorunda. Asıl zorluk bazen KIRMIZI kelimesinin yeşil renkli oluşudur. Veya SARI kelimesinin mavi renklendirilmesidir. Ciddi olan insanlar için okuma o kadar derin yerleşmiştir ki KIRMIZI gibi bir kelimenin otomatik okunuşunu geçersiz kılmak ve yeşil yazan düğmeye basmak onların için biraz daha uzun zaman alır. Buna Stroop Etkisi denir. yarısı hipnotize edilebilirliği yüksek ve yarısı dirençli onaltı kişi gizli bir şekilde hipnotize edilebilirlikleri test edildikten sonra Dr. Raz’ın labratuvarına girdi.

Çalışmanın amacı, onlara söylenene göre, telkinin ve kavramanın etkilerini araştırmaktı. Her birinde bir hipnotik indüksiyon kullanıldıktan sorna Dr Raz şöyle dedi “çok yakında bir beyin tarayıcı içinde bir bilgisayar programı oynuyor olacaksın. Hoparlörden sesimi her duyduğunda ekranın ortasında anlamsız semboller göründüğünü fark edeceksin. Bilmediğin bir dildeki yabancı karakterler gibi hissettirecekler, ve sen onlara herhangi bir anlam yükleme denemesinde bulunmayacaksın. Bu saçmalık dört renkten birinde basılacak: kırmızı, mavi, yeşil veya sarı. Sen sadece renge dikkatini verecek olmana rağmen bütün o karışık işaretleri net göreceksin. Görevin hızlı ve doğruca görünen renge tekabül eden düğmeye basmak. Tarama sesi biter bitmez kendi okuyan kişiliğine rahatlayarak döneceksin”. Dr. Raz daha sonra her kişiyi hipnotize olmadığında bir talimatı yerine getirmesiyle ilgili bir hipnoz sonrası telkinle hipnoz seansını tamamladı.

Günler sonra katılımcılar beyin tarayıcısına girdiler. Hipnotize edilebilirliği yüksek olanlarda Dr. Raz’ın talimatları hoparlörden duyulduğunda Stroop Etkisi mahvolmulştu. Katılımcılar İngilizce kelimeleri saçmalık olarak görmüş ve anında renkleri isimlendirmişlerdi. Fakat hipnoza dirençli olanlar için Stroop Etkisi renkleri isimlendirmede büyük ölçüde yavaşlatarak üstün gelmişti. İki grubun beyin taraması karşılaştırıldığında farklı bir kalıp ortaya çıktı. Hipnotize edilebilirler arasında, Dr. Raz’ın söylediğine göre, yazılı kelimeleri çözümleyen beyin bölgesi aktif olmadı. Ve beynin ön tarafında genellikle çelişkiyi saptayan bölge de benzer bir şekilde zayıflatılmıştı. Yukarıdan aşağı işleme süreci beynin okuma ve çelişki sağtama bölgelerini geçersiz kıldı dedi Dr. Raz, bunun nasıl olduğunu tam olarak bilmese de. Bu sonuçlar Ulusal Bilim Akademisi Araştırmalarında basıldı.

Beyin taramayla ilgili son zamanlarda yapılan birkaç araştırma yukarıdan aşağı beyin mekanizmalarının telkin altındaki etsininin benzer sonuçlarına işaret ediyor. Hipnotize edilebilirliği yüksek olan kişiler renkli bir soyut resimdeki renkleri “akıtabiliyordu” veya aynı resmin gri tonlarındakine renk “ekleyebiliyorlardı”. Her durumda renk algılamaya dahil olan beyin bölgeleri farklı olarak aktif hale gelmişti. Beyin taramalarına göre insanlar hipnotize olduğunda çelişki karşısında ne yapıldığına karar veren kontrol mekanizmaları çözülüyor. Harvard Üniversitesinde nörolog olan Dr. Stephen M. Kosslyn yukarıdan aşağı işlemenin duyusal veya aşağıdan yukarı bilgi işleyişini geçersiz kıldığını söylüyor. İnsanlar dış dünyadaki görüşün, seslerin ve dokunuşların gereçekliği oluşturduğunu düşünüyor. Fakat beyin geçmiş deneyime dayanarak algıladığını oluşturuyor diyor Dr. Kosslyn. Çoğu zaman aşağıdan yukarı bilgi akışı yukarıdan aşağı beklentilerle uyuşuyor dedi Dr. Spiegel. Fakat hipnoz çok ilginç çünkü bir yanlış eşleşme yaratıyor. “Farklı birşey hayal ediyoruz, böylece farklı oluyor” dedi.

Çeviri: Psikolog Hasan Arslan

Kaynak

http://www.nytimes.com/2005/11/22/science/22hypno.html?pagewanted=all

Reklamlar