İnsan Genom Projesi

İnsan Genom ProjesiGelip bizi kurtarmak için insan genom projesi hayatımıza girdi. Projenin ana fikri insanı oluşturan tüm genleri belirlemekti. Genetik mühendisliğine hastaları ve insanların bu dünyada yüzleştikleri problemleri düzeltme fırsatı verecekti. Projenin insancıl bir çaba olduğunu düşünmüştüm fakat insan genom projesinin mimarlarından olan Paul Silverman’den daha sonra projenin gerçekten neyle ilgili olduğunu öğrenmek ilginçti. Basitçe şöyleydi: insan genom projesinde 100.000’den fazla gen olacaktı çünkü bedenimize 100.000’den fazla protein var; artı proteinleri oluşturmayan fakat diğer genleri kontrol eden genler de vardı. Proje aslında yatırımca kapitalistler tarafından tasarlanmıştı; 100.000’den fazla gen olduğuna göre bu genler saptanabilir ve gen sıralamalarının patenti alınarak bunları ilaç endüstrisine satabilirlerdi ve ilaç endüstrisi de bu genleri sağlık ürünleri yaratmada kullanabilirdi. Aslında proje para kazanmakla olduğu kadar insanın durumunu geliştirmekle ilgili değildi.

İşte eğlenceli tarafı bilimadamları evrim basamaklarında yukarı çıktıkça basit organizmaların daha az DNA’sı olduğunu biliyordu ve insanların seviyesine geldiğinizde, fizyolojimizin ve davranışlarımızın karmaşıklığıyla, bizim çok daha fazla DNAmız var. İlkel organizmaların belki birkaç bin geni olduğunu insanların ortalama 150.000 geni olduğunu düşündüler, bu da 150.000 yeni ilaç demekti. Proje 1987 yılında başladı ve bir kez daha insanların kafa kafaya verdiğinde mucize yaratabildiklerini gösterdi. Sadece ondört yılda insan genom projesinin sonuçlarına sahiptik. Aslında o benim kozmik şaka dediğim şeydi.

İnsan genom projesine başlamak için önce ilkel bir organizmayı araştırdılar, çıplak gözle çok zor görülebilen minik bir solucanı. Bu solucanlar genetik için deneysel hayvanlardı çünkü çok çabuk ve çok sayıda ürüyorlardı ve araştırılabilir özellikler sergiliyorlardı. Bu küçük hayvanın 24.000 geni olduğunu buldular. Sonra insanın genetik modelini yapmadan bir genetik modele daha bakmaya karar verdiler ve bu da zaten genetiği ve davranışları hakkında geniş bilgi sahibi olunan meyve sineğiydi. Meyve sineği genom projesinde sadece 18.000 gen vardı. İlkel solucanın 24.000 geni ve bu uçan makinenin 18.000 geni vardı. Bunun ne anlama geldiğini anlamadılar onu rafa kaldırıp insan genomuyla ilgili çalışmalara başladılar.

Sonuçlar 2001 yılında geldi ve bu tam bir şoktu: insan genom projesinde sadece 25.000 gen vardı; neredeyse 150,000 gen beklemişlerdi ve sadece 25,000 gen vardı! Öyle bir şoktu ki insanlar onunla ilgili gerçekten konuşmadılar. İnsan genom projesini tamamlamakla ilgili yoğun heyecan olmasına rağmen kimse 100.000 kayıp genle ilgili konuşmadı. Bilimsel jurnallerde tamamen bir tartışma eksikliği vardı. İnsan karmaşıklığını yaratabilecek yeteri kadar gen olmadığının farkına varınca bu biyolojinin temellerini salladı.

Neden bu kadar önemli? Eğer bilim hayatın gerçekten nasıl yürüdüğüne dayanıyorsa bu bilim tıbbi uygulamada iyi bir şekilde kullanılabilir. Fakat eğer biliminizi yanlış bilgiye dayandırıyorsanız o zaman bu bilim tıbbi uygulamalara zarar verebilir.

Geleneksel allopatik[2] ilaçların, Batı medeniyetinde kullandığımız ana ilaçların, ABD’de başlıca ölüm sebebi olduğu şimdi kabul edilen bir olgu. Aynı zamanda Avustralya’daki her beş ölümden birisinden de sorumlu. Amerikan Tıp Birliği Jurnal’inde Dr. Barbara Starfield hesaplamalardan ABD’de ilaç kullanımının ölüme sebebiyette üçüncü sırada olduğunu ortaya çıkaran bir makale yazmıştır. Fakat son zamanlarda Gary Null ( Death By Medicine: www.garynull.com) tarafından yapılan bir çalışma var. O, ölüme yol açan üç temel sebepten birisi olmak yerine bunun her yıl tıbbi tedaviden ölen bir milyon insanın dörtte üçünün en temel ölüm sebebi olduğunu buldu. Eğer tıp ne yaptığını bilseydi, bu kadar ölümcül olmazdı.

Üniversiteden 1980 yılında ayrıldım, insan genom projesi başlamadan yedi yıl önce çünkü genlerin hayatı kontrol etmediğinin zaten farkındaydım. Çevrenin etkili olduğunun farkındaydım fakat meslektaşlarım bana bir radikal gibi değil inançlarına ters düşen birisi gibi baktılar çünkü dogmatik inançlarıyla çelişiyordum; bu yüzden bu dini bir tartışmaya dönüştü. Bir noktada bağnazlık pozisyonumdan istifa etmeme yol açtı.

Bu beyin işlevleri ve sinirbilimle ilgili anlayışımı ilerletmeye başladığım zamandır. Gerçekten bulmaya çalıştığım şey eğer hücreleri kontrol eden DNA değilse o zaman hücrenin “beyni” nerede?

İçerdeki Bilgisayar

Yeni biyoloji hücrenin beyninin onun zarı (derisi), onun içi ve sürekli değişen dünyamız olduğunu ortaya çıkardı. Hayatı kontrol eden işlevsel elementtir. Bu önemlidir çünkü onun işlevini anlamak bizim genlerimizin kurbanı olmadığımızı ortaya çıkarır.

Hücre zarı hareketi yoluyla aslında genlerimizi, biyolojimizi ve hayatımızı kontrol edebiliriz ve kurban olduğumuz fikrine inanmamıza rağmen bunu yapıyoruz. Hücrenin bir çip ve çekirdeğinin de programları olan bir taşıyıcı disk olduğunu farkettim. Programlar genlerdi. Birgün bunu bilgisayarıma yazarken bilgisayarımın da bir hücre gibi olduğunu anladım. İçinde belli programları vardı fakat bilgisayar tarafından ifade edilenler programlar tarafından belirlenmiyordu. Benim, yani çevrenin sağladığı bilgiler tarafından belirleniyordu. Aniden bütün parçalar yerine oturdu: hücre zarı aslında bir bilgi işleyen bilgisayar çipi. Hücrenin genleri bütün potansiyeli barındıran bir taşıyıcı disk. Bu yüzden vücudumuzdaki her hücre herhangi başka bir hücreyi oluşturabilir çünkü her çekirdekte insanı oluşturan bütün genler var. Fakat neden bir hücre deri oluyor ve diğeri kemik veya göz oluyor?

Cevap gen programlarında değil fakat çevreden gelen bilgi beslemesinde. Birdenbire herşey ortaya çıktı: bizi birbirimizden farklı yapan hücrelerimizin yüzeyindeki klavyeyi oluşturan tanımlayıcı bir dizi eşsiz protein reseptörünün varlığıdır. Hücre zarındaki tanımlayıcı anahtar çevresel bilgiye cevap verir. En büyük “işte!” buydu: kimliğimizin aslında klavyeyle yönetilen hücrelerimizin yüzeyinde çevresel bir sinyal olduğu; siz hücrelerin içinde değilsiniz, klavyeyi bir arayüz olarak kullanarak hücrelerinizi yönetiyorsunuz.[3] Siz çevreden türetilmiş bir kimliksiniz.

 

Yazan: Dr. Bruce Lipton

Çeviri: Hasan Arslan

[1] Lipton, B. The Wisdom of Your Cells. http://www.brucelipton.com/articles/the-wisdom-of-your-cells/

[2] Bir hastalığın, o hastalıkla bağdaşmayan belirtilere yol açan ilaçlarla tedavi edilmesi; bu uygulamayı yapan eski tedavi şekli; homeopatinin tersi tedavi uygulaması; bir hastalığa zıt bir durum oluşturularak tedavi edilmesi

[3] Ç.N. Dr. Lipton burada zihnin bedeni etkileme gücüne işaret ediyor. Mesela sadece düşünce gücüyle beynin belirli hormonları salgılaması gibi. (Bunun olumsuz örnekleri depresyon hastalarının kötü düşünceleriyle serotonini azaltması olarak gösterilebilir)

Reklamlar