Kusurlarımızı Kucaklamak

Kusurlarla YaşamakKızım küçükken onun en sevdiği bebeği bir Raggedy Ann’di ve her gece uykuya dalarken burnunu bebeğin kumaş yüzüne sürerek uykuya dalardı. Zaman içinde yüz eskidi ve pamuk dolgu kumaşta kabarıklıklar oluşturdu. Boyayla oluşturulmuş hatlar yok oldu. Bir gün Raggedy Andy’yi daha yeni bir versiyonuyla değiştirme zamanının gelmiş olabileceğini söyledim. Kızım dehşete düşmüştü. “Eğer bir kaza geçirseydim ve yüzüm berbat olsaydı yeni bir kız alır mıydın? Ben onu şimdiki haliyle seviyorum.” Çocuğumun bilgeliğiyle gurur duydum. Değerli bebeğin yüzünü bantla ve silinmez kalemle ‘tamir ettik’. Böylece Raggedy Ann kusursuz güzelliğiyle kaldı.” Annie Dillard tarafından yazılan bu hikaye güzelliği nasıl ilk olarak yüzeyden değerlendirdiğimizi gösteriyor.

Orta yaşa yaklaştığımızda genellikle kusurlarımıza konsantre olarak kendimize koyu bir camın arkasından bakıyoruz. Her birimiz kendimizin en kötü eleştirmeniyiz. Bir klinik hipnoterapist olarak her biri kendisinin sınırlı bir versiyonunun içinde hapseden iç eleştirileriyle zincirlenmiş yüzlerce kadınla çalıştım. Bunun sebebi güzellik ve mükemmelliğin sağlıksız, gerçekdışı algılarını pekiştiren reklam görüntüleriyle bombalanıyor olmamızdır. Bu reklamlarda resmedilen kadınlar o kadar photoshoplanmış ki 1990’ların ikon süper modeli Cindy Crawford bile “keşke Cindy Crawford” olsaydım diyor.

Hipnoz bir kadının olağanüstü güzelliğinin farkına varması için makyaj setindeki herhangi bir eşyadan daha etkili olabilir. Çünkü hipnoz sonunda o devamlı eleştiren içsesi sakinleştirir. Ne söylediğimi açıklamak için size bir hikaye anlatama izin verin:

Bir zamanlar prematür doğan, bu yüzden tüm bedeni tüyle kaplı küçük bir kız bebek vardı. Annesinin söylediği ilk şey, “Oh, çok çirkin. Onu istemiyorum. Bir maymuna benziyor.” Bu bir aile hikayesi haline geldi. Herkese göre komikti. Fakat o kız büyürken görünümünden dolayı istenmiyor olması fikrini üstünden atamadı. Bilinçli olarak ne kadar o inancı değiştirmeyi denediyse de  işe yaramadı. Birisi ona bir iltifat ettiğinde bile iç sesi araya girerdi “Birisini kandırmayı becerdin fakat biz gerçeği biliyoruz, değil mi?” Sen çirkinsin.” Ve inandığı da buydu. Ta ki bir gün güçlü bir hipnoz seansı hayatını değiştirene kadar. O seansta eleştiren sesi sessizleştirildi ve iç bilgeliğe (koşulsuz kabul) ulaşıldı böylece sonunda kendisini sevdi.

Şimdiye kadar tahmin ettiyseniz bu benim hikayem. Bu nitelikteki benlik farkındalığı gelişmeye devam ediyor. Hipnoterapi bana koşulsuz sevilebilmemin en doğru duygusunu verdiğinden beri aynı kalitedeki dönüşümü diğerlerine de uygun hale getirmek; kendi eşsiz güzelliğimizi ve etrafımızaki güzelliği kutlamak; ve diğerlerine olduğumuz kadar kendimize de duyarlı olmak için bu çalışma alanına girip çalışmaya hevesliydim.

Zen’de kusurluluğun herhangi güzel birşeyin gerekli parçası olduğu fikrini destekleyen wabi-sabi olarak bilinen bir felsefe var. Bu düşünce okuluna göre,  sözde bir “kusur” büyüleyici bir estetiğe sahip herhangi birşeyin değişmez parçası olarak bilinir. Siz orjinalsiniz. Tam sizin gibi birisi hiçbir zman olmadı, şimdi yok ve hiçbir zaman da olmayacak. Bu eşsizliği onurlandırın. Marianne Williamson şöyle diyor “En derin korkumuz yetersiz olmamız değil. Bizi korkutan kendi ışığımız, karanlığımız değil. Kendimize soruyoruz ‘Ben kimim ki olağanüstü, harika, parlak biri olayım?’ Aslında siz kim değilsiniz ki? Küçük düşünmenizin dünyaya bir faydası yok. Biz de çocukların yaptığı gibi parlamalıyız. İçimizdeki başarıyı göstermek için doğduk. Bu sadece bazılarımızın içinde değil, herkeste var. Ve kendi ışığımızın parlamasına izin verdikçe diğer insanların da bunu yapması için onlara bilinçaltı seviyede izin veriyoruz. Kendi korkumuzdan özgürleşirken varlığımız otomatik olarak diğer insanları da özgürleştirir. Çok sevilen Raggedy Ann bebeği gibi harika kusurlarınızı kucaklamak için şimdiden daha iyi bir zaman yoktur.

Yazar: Alena Guest

Çeviri: Hasan Arslan

Kaynak: http://hypnotistexaminers.com/articles.html

Reklamlar